M. Kemal Atatürk: "Komünizm, Türk Dünyası'nın en büyük düşmanıdır. Her görüldüğü yerde ezilmelidir."

ataturk komunizm
M. Kemal Atatürk: "Komünizm, Türk Dünyası'nın en büyük düşmanıdır. Her görüldüğü yerde ezilmelidir."(Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926)
 
Atatürk'ün mirasını gereği gibi taşıyabilmek için, "Gerçek Atatürkçülük"ün nasıl olması gerektiğinin doğru anlaşılması gerekir. Bu önemli gerçeğin kavranması bilinçli her Türk ferdi için büyük bir vazife ve sorumluluktur. Herşeyden önce şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki, koyu bir Türk milliyetçisi ve samimi bir Müslüman olan Atatürk, milli mücadelenin her safhasında komünizm ve materyalizm gibi safsataların karşısında yer almıştır.
 
Atatürk, huzur ve düzeni bozan, ülkeyi felakete sürükleyebilecek ideolojilere karşı milletini uyarmış, bunlarla mutlaka mücadele edilmesi ve uzak durulması gerektiğini pek çok kereler ifade etmiştir. "Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çatışan tüm yabancı öğelerle mücadele gereği telkin edilmelidir" diyerek, yeni neslin de bu mücadele için bilinçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.^
 
Atatürk'e göre komünizm ve faşizm bu tarifin içinde yer alan, milletin geleceği için son derece tehlikeli ideolojilerdir. Atatürk, temeli Darwinizm'e ve diyalektik materyalizme dayalı olan komünizme kesin ve net tavır almış, bu tehlikeli ideolojinin "her görülen yerde ezilmesi gerektiğini" vurgulamıştır. Büyük Önder, her iki ideolojinin de gerçek yüzünü çok iyi kavramış ve halkımızı da bu konuda bilinçlendirmek için gayret etmiştir. Aşağıdaki ifadeler onun engin görüşünü ortaya koyması açısından çok önemlidir:
 
"Dünya milletlerinin emperyalist ülkeler tarafından zaman zaman pervasızca paylaşıldığını ve bu paylaşma esnasında gelişmemiş ülkelerin tarihten silindiğini hafızalardan silmek kadar gaflet olamaz. Dünyanın bugünkü durumu hiç de parlak görünmüyor. Her ülke, gençliğini bir başka ideolojiye sahip olarak yetiştirme gayreti içinde. 
 
İtalya faşizm ideolojisine dört elle sarılmış. Bu ülkenin diktatörü Mussolini ülkesinin sekiz milyon faşist gencin süngüsü üzerinde yaşadığını haykırıp duruyor... 
 
Almanya'da Hitler'in yaratarak geliştirmekte olduğu Nazilik de faşizmin bir başka, bir büyük tehlikeli benzeridir. Hitler bir ırkçıdır. Dikkat buyurunuz, milliyetçi demiyorum, ırkçıdır diyorum. Alman ırkını en üstün ırk olarak gören bir mecnundur. Alman gençliğini peşine takmış, onlara bu ideali aşılamıştır...
 
Moskova'da oynanan oyun ise bir başka türlüdür. Stalin yalnız kendi gençliğine değil, dünya gençliğine komünistlik ideolojisini aşılamaya çalışıyor. Komünistlik propagandasının, fukarası ve cahili çok ülkelerde ne kolay taraftar topladığı ise ortada bir gerçektir..." (Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.155) 
 
Bu ideolojiler arkalarında milyonlarca ölü, binlerce acılı insan bırakmış, girdikleri her ülkeye yıkım ve felaket götürmüştür. Bunlar içten içe milleti kemiren ve sömüren ideolojilerdir ve gerçek vatanseverlerin bu ideolojilerle fikri alanda mücadele etmeleri, Atamızın önemli bir vasiyetidir. 
 
Atatürk, komünizmin doğuda bir ayaklanmaya sebebiyet vereceğini üstün bir öngörüyle ifade etmiş ve bu konuda tedbir alınmasının gerekliliği üzerinde durmuştur.
 
Atatürk, 1932 yılında yaptığı bir konuşmada, komünizmi ciddi bir tehdit ve tehlike olarak gördüğünü şöyle ifade etmiştir: 
 
"Bugün Avrupa'nın doğusunda bütün uygarlıkları ve hatta bütün insanlığı tehdit eden yeni bir güç belirmiştir. Bütün maddi ve manevi imkanlarını topyekün bir şekilde, dünya ihtilali gayesi uğruna, seferber eden bu korkunç kuvvet, üstelik Avrupalılar ve Amerikalılarca henüz malum olmayan, yepyeni siyasal metodlar tatbik etmekte ve rakiplerinin en küçük hatalarından bile mükemmelen istifade etmesini bilmektedir. Avrupa'da çıkacak bir savaşın başlıca galibi ne İngiltere, ne Fransa, ne de Almanya'dır. Sadece bolşevizm (komünizm)dir. Rusya'nın yakın komşusu ve bu memleketle en çok savaşmış bir millet olarak biz Türkler, orada cereyan eden olayları yakından izliyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Uyanan Doğu milletlerinin düşünce yapılarını mükemmelen sömüren, onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinleri tahrik etmesini bilen bolşevikler, yalnız Avrupa'yı değil, Asya'yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almışlardır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 3, s. 94-95) 
 
Atatürk, komünizm tehlikesine karşı duyduğu endişeyi, Ali Fuat Cebesoy'a yazdığı bir mektupta şöyle dile getirmiştir: "İçerden ve dışardan çeşitli maksatlarla bu akımın (komünizmin) memleketimiz içine girmekte olduğu ve buna karşı akla uygun tedbir alınmadığı takdirde milletin pek çok muhtaç olduğu birlik ve sükununu bozan durumların ortaya çıkması imkan dairesinde görülmüştür..." (31 Ekim 1920, SD, IV, s. 360-361)
 

Samimi Bir Dindar Atatürk

 
Bir kısım karanlık çevrelerin Atatürk'ü din karşıtı olarak tanıtmaları kendi ideolojilerini benimsetmek için söyledikleri bir yalan ve iftiradan ibarettir. Atatürk'ün pek çok sözü ve kendisini yakinen tanıyanların şahitlikleriyle şurası açık bir gerçektir ki Atatürk samimiyetle İslamiyet'e inanan bir liderdir. Sadece aşağıdaki sözleri bile Atatürk'ün gerçek bakış açısını ortaya koymaya yeterlidir.
 
"Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor."
 
"Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz."
 
"(Türkler) Gerçek İslam'ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor."
 
"O (Hz. Muhammed), Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür."
 
"Bütün dünyanın müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm müslümanlar Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." 
 
"Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir."
 
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor."
 
"Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur."
 
 
 
http://komunizm.com/tr/Makaleler/155927/M-Kemal-Ataturk-Komunizm-Turk-Dunyasinin-en-buyuk-dusmanidir-Her-goruldugu-yerde-ezilmelidir

Allah'ın renk sanatı


Hiçbir rengin olmadığı, kapkaranlık bir dünyada yaşamak nasıl olurdu, hiç düşündünüz mü? Bir an için tüm ön yargılarınızdan kurtularak, şimdiye kadar öğrendiğiniz her şeyi bir kenara bırakarak düşünün. Bedeninizin, çevrenizdeki insanların, denizlerin, gökyüzünün, ağaçların, çiçeklerin, kısacası her şeyin kapkara olduğunu gözünüzde canlandırmaya çalışın. Etrafınızda hiçbir rengin olmadığını düşünün. Çevrenizdeki insanların, kedilerin, köpeklerin, kuşların, kelebeklerin, meyvelerin hiç rengi olmasaydı neler hissederdiniz kafanızda canlandırmaya çalışın. Böyle bir dünyada yaşamayı hiç istemezdiniz öyle değil mi?
Renksiz bir dünya denildiğinde akla siyahın, beyazın ve grinin tonlarının olduğu bir yer gelebilir. Oysa siyah, beyaz ve gri de birer renktirler. Bu yüzden insanın renksizliği hayal etmesi çok zordur. Renksizliği tarif ederken de mutlaka bir renk kullanmak zorunluluğu hissedilir. "Her şey renksiz, kapkaraydı; yüzünde renk kalmamıştı, bembeyaz olmuştu" gibi cümlelerle renksizlik ifade edilmeye çalışılır. Oysa bunlar renksizliğin değil siyah-beyaz bir dünyanın tarifidir.
Bir saniye için etrafınızdaki her şeyin renklerinin bir anda yok olduğunu düşünün. Böyle bir durumda her şey birbirine karışacak, cisimleri birbirinden ayırmak imkansızlaşacaktır. Örneğin kahverengi tahta bir masanın üzerinde duran turuncu bir portakalı, kırmızı çilekleri ya da rengarenk çiçekleri görmek imkansızlaşacaktır; çünkü ne portakal turuncu olacaktır, ne masa kahverengi, ne de çilekler kırmızı. Tarifi bile son derece zor olan bu renksiz dünyada kısa bir süre bile olsa yaşamak insana büyük bir sıkıntı verecektir. 


renksanati


Yukarıdaki resimler karşılaştırıldığında, etrafımızda sürekli renkli bir dünya görmemizin ne kadar rahatlatıcı olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Renkler insana dünyada Allah tarafından verilmiş en büyük nimetlerden biridir.

Renklerin çeşitliliğinin bize olan faydası sadece çevremizi tanımamız değildir. Doğada yer alan kusursuz renk uyumu insan ruhuna büyük bir zevk verir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: İnsanın bu uyumu görebilmesi ve bütün detaylarından zevk alması için de ona çok özel bir tasarımı olan gözler verilmiştir. Canlılar aleminde renkleri en ince ayrıntısına kadar algılayabilen en fonksiyonel göz, insan gözleridir. Öyle ki insan gözü milyonlarca renge karşı duyarlıdır.  Görüldüğü gibi mükemmel bir şekilde çalışan insandaki göz mekanizması renkli bir dünyayı görebilmek için özel olarak tasarlanmıştır.
Dolayısıyla dünya üzerinde, evrendeki böyle bir düzenin varlığını anlayabilecek tek varlık, akıl sahibi olan insandır. Bütün bu bilgilerin ışığı altında ortaya şu sonuç çıkmaktadır:
Yeryüzündeki ve gökyüzündeki her ayrıntı, her desen, her renk insanın bu düzeni anlayıp kavraması ve bunun üzerinde düşünmesi için yaratılmıştır. Doğadaki tüm renkler insan ruhuna zevk verecek şekilde düzenlenmiştir. Hem canlılarda hem de cansız dünyada kusursuz bir simetri ve renk uyumu hakimdir. Bu özel durum karşısında düşünen bir insanın aklına son derece önemli bazı sorular gelecektir.
  • Yeryüzünü renkli kılan nedir?
  • Dünyamızı olağanüstü güzel kılan renkler nasıl oluşmaktadır?
  • Yeryüzündeki renk çeşitliliği ve renkler arasındaki uyumun tasarımı kime aittir?
Tüm bunların bir tesadüfler zincirinin oluşturduğu amaçsız değişimlerle meydana geldiği söylenebilir mi?Elbette ki böyle bir şeyi hiç kimse söyleyemez. Kontrolsüz tesadüfler değil milyonlarca rengi, hiçbir şeyi oluşturamazlar. Örneğin bir kelebeğin kanatlarını düşünün; veya herbiri birer sanat harikası görünümündeki rengarenk çiçekleri. Bunların bilinçsiz bir sürecin sonucunda oluştuğunu söylemek, sağlıklı bir akıl için elbette ki mümkün değildir.
Bu gerçeği şöyle bir örnekle de rahatlıkla görebiliriz. Bir insan doğadaki ağaçları, çiçekleri sergileyen bir tablo gördüğünde bu tablodaki renk uyumunun, düzenli şekillerin, bilinçli tasarımın tesadüfen oluştuğunu iddia etmez, hatta bunu aklına bile getirmez. Bu kişinin karşısına birisi çıksa ve dese ki, "şurada gördüğün boyalar rüzgar sonucu devrildiler, bir süre sonra yağmurun vs. etkisiyle ve aradan geçen uzun bir zamanın sonucunda ortaya böyle bir resim çıktı". Bu iddianın sahibine inanılmayacağı kesindir.
Burada son derece ilginç bir nokta vardır. Akıl dışı olan böyle bir iddiada bulunmaya kimse yeltenmez bile ama her nasılsa doğada gördüğümüz kusursuz renk ve simetrinin böyle bilinçsiz bir süreçle meydana geldiği iddia edilebilmekte, hatta bu konuda evrimciler tarafından "tesadüf tezleri" hazırlanmakta ve çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda asılsız iddialar öne sürmekte tereddüt bile edilmemektedir.
Görüldüğü gibi bu, açıkça körlüktür. Üstelik bunun anlaşılması da son derece zordur. Biraz düşünmeye başlayıp bu körlükten kurtulan kişi ise, dünyada son derece mucizevi bir ortamda yaşadığını anlayacaktır. Ve insan, yaşamı için en uygun şartlara sahip olan bu ortamın tesadüfen meydana gelemeyeceğine de tam anlamıyla kanaat getirecektir. 
Düşünen insan nasıl ki bir tablonun ressamı olduğunu ilk baktığı anda anlıyorsa, çevresindeki rengarenk, ışıl ışıl, simetrik ve son derece estetik ortamın da bir Yaratıcı'sı olduğunu aynı şekilde anlayacaktır.
Bu Yaratıcı; yaratmada hiçbir ortağı olmayan, her şeyi birbiriyle uyum içinde yaratan, bizi milyonlarca renkle bezenmiş sayısız güzelliğin bulunduğu bu dünyaya yerleştiren Allah'tır. Allah'ın yaratmasında her şey birbiriyle tam bir uyum içindedir. Allah, yaratma sanatındaki eşsizliği Kuran ayetlerinde şöyle haber vermektedir: 
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

http://harunyahya.org/tr/Makaleler/16140/Allah%27%C4%B1n_renk_sanat%C4%B1

Akıllı silahlar: Antikor

Önümüzdeki yıllarda, hücrelerin hangi yöntemleri, nasıl kullandıkları aydınlandığında, Allah'ın kusursuz yaratma sanatındaki mükemmellik ve sanat daha da iyi anlaşılacaktır.
Antikorlar, vücuda giren düşman hücreleri yok etmek için üretilen protein yapılı silahlardır. Bu "silahlar" savunma sistemindeki B hücreleri tarafından üretilirler. Antikorlar vücuda giren düşman hücreye (antijene) bağlanır ve düşmanın biyolojik yapısını bozup yok ederler.
Kanda ve hücre dışı sıvıda bulunan antikorlar, hastalıklara yol açabilen bakteri veya virüslere bağlanırlar. Bağlandıkları yabancı molekülleri işaretleyip etkisiz hale getirirler. Antikor bağlanacağı düşmana, üç boyutlu bir yapıda, tıpkı bir anahtarla kilit arasındaki uyum gibi tam olarak oturur. Vücudun karşılaştığı hemen hemen her düşmanın yapısına uygun, onunla başa çıkabilecek bir antikor hazırlanır. Bir hastalık için üretilen antikor, başka bir hastalık için etkisizdir.
Küçücük hücrelerin sahip oldukları bu fevkalade başarının sırrı, insan aklının kavrama sınırlarının ötesindedir. 20. yüzyılın teknolojisi bu mükemmel sistemi anlama aşamasında bile ilkel ve yetersiz kalmıştır. Önümüzdeki yıllarda, bu hücrelerin hangi yöntemleri, nasıl kullandıkları aydınlandığında, Allah'ın kusursuz yaratmasındaki mükemmellik ve sanat daha da iyi anlaşılabilecektır.
R0080
 
Antikorların Yapısı
Antikorlar proteinlerden, proteinler de aminoasitlerden oluşur. 20 farklı aminoasit, farklı sıralamalarda ardı ardına gelerek farklı proteinleri meydana getirir. Aminoasitlerin dizilimindeki bir hata, proteini işe yaramaz, hatta zararlı hale getirir. Dizilimde en ufak bir hataya bile yer yoktur.
Aminoasitlerin hangi sırayla dizilip, hangi proteinin üretileceği, her bir proteinin bilgisi, hücre çekirdeğinde bulunan genlere yerleştirilmiştir.
İnsan vücudunda bir milyon civarında antikor üretildiğine göre, bir milyon gene ihtiyaç vardır. Oysa vücudumuzda üretilen bir milyon antikora karşılık yalnızca yüz bin gen vardır. Yani dokuz yüz bin gen eksiktir.
Peki nasıl olur da az sayıdaki genlerden, toplam gen sayısının on katı kadar antikor üretilebilir? İşte mucize bu noktada gerçekleşir. Hücre, sahip olduğu yüz bin geni, farklı kombinasyonlarda birleştirerek yeni antikorları üretir. Yüzbin gen kullanılarak sonsuz sayıda kombinasyon yapılabilir. Ancak hücre inanılmaz bir akılla, yalnızca 5200 temel kombinasyon kullanmakta ve 1.920.000 özel antikor üretmektedir.
Acaba hücre sonsuz ihtimal içinden, doğru kombinasyonlar yapmayı nasıl öğrenmiştir? Bir de bu hücre, kombinasyon yapma fikrine nasıl sahip olmuştur?
İnsanoğlunun daha kavrama aşamasında bile yetersiz kaldığı bir sistemin, düşünme ve akletme yeteneği olmayan bir hücrenin içine yerleştirilmiş olmasının çok özel bir anlamı vardır. Bu, sonsuz ilim sahibi Allah'ın yaratmasındaki benzersizliğin küçücük bir hücre üzerinde tecelli etmesidir. Allah, üstün ilminin herşeyi kuşattığını Kuran'da şöyle bildirmiştir:
"...Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür." (Bakara Suresi, 255)

İncil'de, evrim teorisine inanarak hayvanları putlaştıranların akılsızlıkları bildirilmektedir

 

Evrim teorisi, Yaratılış gerçeğini inkar eden, tüm canlılığın başıboş tesadüfler sonucunda ortaya çıktığını iddia eden sapkın bir ideolojidir. Evrim teorisini savunanlar, canlılığın bir tesadüfler zinciri ile oluştuğu iddiasındadırlar. Darwin'in yazılarının özü budur ve onu izleyen tüm Darwinistler temelde aynı iddiaya sahip çıkmaktadırlar. Dolayısıyla Allah’a kalpten inanan bir insanın, evrim ve Yaratılışın birbirinin tam olarak zıttı olan iki görüş olduğunu açıkça görmesi ve kabul etmesi gerekmektedir. Evrim bilinçsiz ve kör tesadüflerin gücüne inanırken, Yaratılış sonsuz bir Aklın, yani Allah’ın mutlak gücünü gözler önüne sermektedir.
 

Evrim teorisi bilimsel bir gerçek değildir, bilimin tüm alanları tarafından yalanlanmıştır ve ilahi dinlerin Yaratılış hakkındaki açıklamaları ile tamamen çelişir.Bu teori, Kuran’da açıkça yalanlanmıştır ve Kuran’ın bizlere bildirdiği Yaratılış gerçeği ile kesin olarak bağdaşmamaktadır. Aynı gerçek, İncil’de de açıkça ifade edilir. İncil’de Allah’ın sınırsız gücü ve buna karşılık insanların düştükleri yanılgı açıkça haber verilmiştir.
hzisaAllah’ı bildikleri halde O’nu yüceltmediler O’na şükretmediler. Ama düşüncelerinde budalalığa düştüler. Anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. Akıllı olduklarını iddia ederken akılsız olup çıktılar. ÖLÜMSÜZ ALLAH’'IN YÜCELİĞİ YERİNE ÖLÜMLÜ İNSANA, KUŞLARA, DÖRT AYAKLILARA VE SÜRÜNGENLERE BENZEYEN PUTLARI YEĞLEDİLER. Onlar Allah ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradanın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Allah sonsuza dek övülmeye layıktır. Amin(Pavlus’un Romalılara Mektubu, 1/18-23)
Görüldüğü gibi İncil’de Allah’ın sınırsız gücünü hakkıyla takdir edemeyenlerin, evrim yalanına inanarak hayvanları putlaştıranların akılsızlıkları açıkça bildirilmiştir.
Evrim teorisi, canlıların mutasyonların etkisiyle sözde gelişim göstererek başka başka canlılara dönüştüğünü iddia eder. Türlerin birbirlerine dönüşümü ise, evrim teorisine göre, yavaş yavaş ve kademe kademe olmuştur. Dolayısıyla, bu iddiaya göre iki canlı türü arasındaki geçiş dönemini yansıtan ve her iki türden bazı özellikler taşıyan birtakım hayali ara canlıların yaşamış olması zorunludur. Örneğin, evrimci iddiaya göre balıklar karaya çıkıp sürüngenlere dönüşene kadar mutlaka yarı solungaçlı yarı akciğerli, yarı yüzgeçli yarı ayaklı türden bazı canlıların milyonlarca yıl boyunca yaşamış olmaları gerekir. Evrimciler, geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları bu hayali canlılara "ara geçiş formu" adını verirler. Ancak, bugüne kadar fosil kayıtlarında TEK BİR ARA GEÇİŞ FORMU FOSİLİNE DAHİ RASTLANMAMIŞTIR.
 
incil aragecis
 
İncil’de geçen “ÖLÜMSÜZ ALLAH’'IN YÜCELİĞİ YERİNE ÖLÜMLÜ İNSANA, KUŞLARA, DÖRT AYAKLILARA VE SÜRÜNGENLERE BENZEYEN PUTLARI YEĞLEDİLER” ifadesi ile Darwinistlerin “arageçiş formu” ismini verdikleri bu hayali canlıların varlığına inanarak, Allah’ın Yaratışındaki benzersizliği, Yüce Rabbimiz’in üstün ve kusursuz Yaratma gücünü ve sonsuz ilmini inkar ediyor olmalarına işaret ediliyor olabilir. Doğrusunu Allah bilir. Oysa göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir. Her şeyin Yaratıcısı ve Sahibi Allah’tır. İncil’de bu gerçek şöyle bildirilmektedir:
Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan O'dur ve her şey varlığını O'nda sürdürmektedir. (Pavlus’un Koloselilere Mektubu, 1/15-17)
incilYüce Allah, İncil’e uyan Hristiyanlara da evrim teorisinin tehlikesini haber vermiş, onları bu büyük aldatmaca ve tehlikeden sakındırmıştır. Evrim teorisinin geçerliliğine inanmak, pek çok kişinin sandığı gibi zararsız değildir. Darwinist ve materyalist ideoloji, temelindeki sapkın fikirler, getirdiği ateizm anlayışı ile, 150 yıldır süren yozlaşmanın, dejenerasyonun, sapkınlığın, ırkçı katliam ve soykırımların ve hatta 350 milyon kişinin katledilmesine ve şehit edilmesine sebep olan iki büyük dünya savaşının en başlıca sebebidir. Bu anlayışa destekçi olmak, samimi dindar insanların asla kabul etmemeleri gereken bir durumdur.
Samimi Hristiyanlar, İncil’de işaret edilen bu tehlikeyi görerek, Darwinizm’in tehlikeli boyutlarının farkına varmalı, bu zararlı ideolojiye karşı fikri mücadele içinde olmalı ve ideolojinin etki alanını yok etmelidirler. Darwinizm’in, Allah inancına karşı geliştirilmiş tarihin en büyük bilim sahtekarlığı olduğunu görmeli ve kitlelere şaşırtıcı şekilde yayılmış olan bu belaya karşı keskin ve kararlı bir tutum takınmalıdırlar. Kuşkusuz batıl, her zaman çürüyüp yok olmaya mahkumdur. İnsanlık için büyük tehlikeler barındıran Darwinizm de, Rabbimiz’in vaadi gereği bu sonla mutlaka karşılaşacaktır. Buna vesile olacak olanlar ise, Allah’ın izni ile dünya üzerindeki samimi dindarlar olacaktır. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta Kendisi'dir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür. (Hac Suresi, 62)


http://harunyahya.org/tr/Makaleler/30508/%C4%B0ncil%27de,_evrim_teorisine_inanarak_hayvanlar%C4%B1_putla%C5%9Ft%C4%B1ranlar%C4%B1n_ak%C4%B1ls%C4%B1zl%C4%B1klar%C4%B1_bildirilmektedir

1 Aylık Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar

Powered by Blogger.

Paylaşan Yazar -Sitemizde Yayınlanan Makale,Resim ve Fotoğrafların Telif Hakkı Tamamen Sahiplerine Aittir.Sitemiz İnternetin Değişik Kaynaklarından Derlediği Makaleleri Ziyaretçileri İçin Yayınlar ve Bir Hak İddia Etmez. Telif Hakkı Bildirimleri ve Şikayet İçin İletişim Bölümüzden Bizimle İletişim Kurunuz.